Telefon : 0352 339 01 01 - E-Mail info@aydere.av.tr

Sıkça Sorulan Sorular


Kamulaştırma Kararına karşı ne yapabilirim.

Kamulaştırma; özel mülkiyet olan bir taşınmazın; devlete ait kurum ve kuruluşlarca kamu yararı ilkesi çerçevesinde el konulması işlemidir. Kamulaştırma; özel mülkiyete konu olan taşınmazın bir kısmı veya tamamı üzerinde gerçekleştirilebilir. Kamulaştırma söz konusu olduğunda; Kamulaştırma yapan idarenin, kamulaştırılan taşınmazın bedelini ilgili kişiye ödemesi gerekmektedir.

 

Özel mülkiyetinde bulunan arsa konut gibi nitelikteki taşınmazı kamulaştırılan vatandaşlar; kamulaştırma işlemine karşı idari yargıda "iptal davası" açabilecektir. Bu dava; kamulaştırma işleminin iptaline yönelik olup; vatandaş bu dava ile kamulaştırmayı tamamen reddetmektedir.

 

24.04.2001 tarihli Kamulaştırma kanunu değişiklikleri sonrasında, kamulaştırmayı yapan devlet kurumu; mahkemeye başvurarak "bedel tespiti" davası açmaktadır. Bu durumda, taşınmazı kamulaştırılan vatandaş; bu davayı takip etmeli ve hakkının gerçek değerinin tespitine ilgili mahkemeye katkıda bulunmalıdır.
 


Kamulaştırma ilanında arsa üzerindeki Ev, Bina, Ağaç yazmıyor ne yapmalıyım ?

Kamulaştırma kararı alan idare bazen sehven arsa üzerinde bulunan ev, ahır, bina, kömürlük, kümes, ağaç, su kuyusu...vb. yapıları kamulaştırma ilanında belirtmemektedir. bu durum kamulaştırma yapılırken çoğu zaman hak kaybına neden olmaktadır.

Kamulaştırma ilanı elinize ulaşır ulaşmaz bu ilanda yazılı olan hususları dikkatli bir şekilde inceleyiniz. İlanda yazmayan yada eksik olan bir husus olursa 30 Gün içerisinde Kamulaştırma kanunu 14. maddeye göre Maddi hata davası açmanız gerekmektedir.

Açacağınız maddi hata davasını da Kamulaştırma dosyasına birleştirmeniz hem zaman bakımından hemde usul bakımından faydanıza olacaktır.

 


Miras malı taşınmaz kamulaştırılırken ne yapmalıyız.?

Miras malı taşınmazlar kamulaştırılırken bir çok sorun ortaya çıkmaktadır.

1- Taşınmaz üzerinde mirasçılar arasında daha önce fiili taksim(paylaşım) yapılmış ise;

Bu durumda mirasçılar arasında anlaşmazlık sıklıkla görünmektedir. Özellikle mirasçılar arasında Fiili taksim yapılıp, mirasçılar tapu paylaşımı yapmadan kendisine düşen kısım üzerine ev, ahır, kömürlük gibi yapılar yapmakta yada ağaçlar dikilmektedir. Kamulaştırma kararı ile taşınmaz üzerindeki eklentiler tüm arsanın sayılmakta ve tüm hissedarlara hisseleri oranında dağıtılmaktadır. Bu durumda imar ihyası ve Mustesadın aidiyeti davası açmanız gerekmektedir.

2- Mirasçılar bir arada değilse yada anlaşamıyorsa;

Mahkeme taşınmaz kamulaştırmalarında tüm hissedarları davaya dahil etmektedir. Bu durumda her mirasçının alacağı bedel miras hissesine göre ayrı ayrı hesaplanmakta ve onların hesabna ayrı ayrı yatırılmaktadır. Dolayısıyla diğer mirasçılarla kavgalı olmak yada anlaşamamak durumunda alacağınız bedele bir zeval gelmemektedir.

3- Mirasçıların bir kısmı yurt dışındaysa;

Bu durum sadece mahkemenin sürecini biraz uzatacaktır. mirasçıların adresleri tespit edilip tebligatlar yapıldıktan sonra yine dava bitecek ve bedelleri mirasçılar hissesine ayrı ayrı yatırılacaktır.

4- Mirasçılar ile aramızda anlaştık biz A taşınmazı aldık onlar B taşınmazı aldılar, fakat A ve B taşınmazda herkesin ismi çıkmaktadır. ne yapmalıyız?

Kamulaştırmada tapu kayıtları esastır. Tapu kaydında aranızdaki anlaşmada olmasa bile, mirasçı olarak görünen birisi hak sahibi olmaktadır. Bu durumda yapmanız gereken; ya diğer mirasçıdan Alacağı temlik almak, ya diğer mirasçıdan vekalet alıp parayı çekmek yada anlaşamıyorsanız aranızdaki fiili taksim işlemine göre alınan bedelin geri alınması için dava açmak olacaktır.


Taşınmazım Kamulaştırma alanı içerisine alınmasına rağmen kurum dava açmıyor ne yapmalıyım?

Kamulaştırma kararı alındıktan sorna çoğu zaman idare kamulaştırma davası açmamaktadır. Bu durumda Kamulaştırma davası açmak isteniliyorsa, ilgili kurum hukuk işleri yada Kamulaştırma işlemini yürüten birime siz yada avukatınzı giderek neden açılmadığını sormanız gerekir. Bazı durumlarda uzlaşmazlık tutanağı yazılması gerekmektedir. Bu durumda kurumun teklif etmiş olduğu bedeli düşük buluyorsanız uzlaşmazlık tutanağını düzenletip, kurumun dava açmasını beklemeniz gerekmektedir. Unutmayalımki kurumların iş yoğunluğundan dolayı bu işlemler bazen yıllarca sürmektedir. bu sebeple Kamulaştırma yapan kuruma baskı yapmanız ve sürekli dilekçe vermeniz durumunda dava erken açılabilmektedir.


KHK İLE GÖREVDEN İHRAÇ EDİLENLER NASIL BİR YOL İZLEMELİ

15 Temmuzda ki hain kalkışma sonrası Olağanüstü Hal ilan edilmiş ve kanun hükmünde kararnameler yayınlanmıştır. Bu KHK’ların normal KHK’lardan farkı olağanüstü hal kararnameleri olmasıdır. Bunlar Anayasamızın 120 ve 121. Maddelerine dayanılarak çıkarılmıştır. 15 Temmuzdan bu zamana kadar 8 KHK yayınlanmış olup bunlarla binlerce kamu personeli devlet memurluğundan ihraç edilmiştir. Bu OHAL sürecinde kamu görevinden ihraç iki yöntemle yapılmıştır:

 

1- KHK Ek’li liste ile ihraç edilenler

2- KHK’lara dayanarak ve fakat kurum kararıyla görevden alınanlar

Öncelikle belirtmek gerekir ki; 2. Durumdaki görevden alma kararına karşı idari yargı yolu açık olup, İdari Yargılama Usulü Kanunu 3-12. Maddelerinde tarif edilen usul kurallarına göre, görevden alma kararını veren Bakanlığa ya da kuruma karşı, İYUK 33/2. Madde uyarınca kamu görevlisinin son görev yeri idare mahkemesinde dava açılacaktır. Bu duruma örnek olarak 667 sayılı KHK’nın 3. Ve 4. Maddeleriyle ihraç edilenlerdir. Sonuç olarak bu kişilerin yargı yoluna başvurma hakları vardır. Bu kişiler, iç hukukta öngörülen olağan kanun yollarını tüketmedikçe Anayasa Mahkemesi’ne ve ardından İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne başvuramayacaklardır. Bu kişiler yeni bir KHK’ya veya kanuna ihtiyaç olmaksızın kendilerini ihraç eden kurumun veya yargının kararı ile görevlerine dönebilmeleri mümkündür. Bu durumda haksız ihraç edildiğini mahkeme kararı ile ispatlayanlar mesleğe dönebilecek, geçmiş tüm özlük hakları ile geleceğe ilişkin tüm haklarını geri kazanacaktır. Bu yönü ile bu belirttiğimiz durumdakiler, diğer KHK’larda yer alan ve isimli olarak ihraç edilenlerden ayrı tutulmalıdır. Çünkü genel düzenleyici bir işlem olan KHK’da bireysel tasarrufa tabi tutulan ve meslekten çıkarılan ilgilinin mesleğe geri dönüşü, ancak yeni KHK veya kanun veya KHK’nın ilgili hükmünün Anayasaya aykırılığının Anayasa Mahkemesi tarafından tespiti ile mümkün olabilir.

Tartışmalı olan durum ise; ilk durumda belirttiğimiz KHK ekli liste ile ihraç edilenlerin durumudur. 668, 669, 670 ve 672 sayılı KHK’larda farklı bir metod izlenmiş ve ekli listeler ile isim isim belirtilerek ihraçlar gerçekleştirilmiştir. Burada tartışmalı olan husus KHK ile yapılan işlemin hukuki niteliği noktasındadır. Belirtilmelidir ki; KHK bir yasama işlemidir. Yasama işlemleri genel düzenleyici işlem niteliğinde olması gerekirken bireysel işlemlerin tesis edilmesi yolu izlenmiştir. Bu durumdakiler için iki yol ortaya çıkmaktadır. Nedeni ise doktirinde ki bir görüşe göre KHK’nın ekli listelerinde ihraç edilenlerin idari yargıda dava açma hakkı vardır. Çünkü bu işlem KHK ile yapılsada içeriği itibari ile idari işlemdir. Ve idarenin her türlü işlemi yargısal denetime tabidir. Bizimde katıldığımız bu görüşe göre; iradeyi açıklayan organ TBMM değil, yürütme organı olan bakanlar kuruludur. yöntem, yasa çıkarma yöntemi değil, kararname yöntemidir. Kanun hükmünde olması ona kanun vasfı yüklemeyecektir. Önemli olan  "genel, soyut ve süreklilik" niteliğinin olmaması ve bireysel işlem tesis etmesi dolayısıyla idari işlemdir. İdare mahkemesinde iptal davası açılmalıdır. Sonuç alınamadığı takdirde diğer yasa yolları denenmelidir. Dolayısıyla, işlemin adı “Kanun Hükmünde Kararname” olsa da, niteliği, usulü, muhtevası ve birel işlem içermesi sebebiyle, bu yönden gerçek karşılığı idari işlemdir. İdare mahkemelerinin bir bütün olarak KHK’yı iptal etme yetkisi yoksa da, birel işlem yönünden yani A şahsının ihracı yönünden işlemi iptal edebilir.

Diğer görüşe göre bu işlem idari işlem değildir ve yargı yolu kapalıdır. Bu görüşe katılmamakla beraber bu görüşün kabul edilmesi halinde Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunulacak ve talebinin reddi halinde AİHM e (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) gidecek veya Anayasa Mahkemesi’nin kendi üyeleri yönünden görüş bildirdiğinden ve olağanüstü kanun yolu olsa da bir iç hukuk yolu olan Anayasa Mahkemesi’ne başvuru yoluyla KHK’nın incelenmesi mümkün olamayacağından bahisle, doğrudan AİHM e etkili başvurunun mümkün olmadığı için bireysel başvuruda bulunabilecektir. Bu iki yolun birlikte denenmesi mümkünken ayrı ayrı denemesi durumunda bir hak kaybı olmayacağı da söylenebilir.

Sonuç olarak; bunların hangisinin uygulanıp nasıl sonuçlar alınacağı belirsizliğini sürdürmektedir. Çünkü bu konuda daha önce herhangi bir örnek mevcut değildir. Zamanla durum netlik kazanacaktır. Ancak hak kaybı olmaması için uzman bir avukat yardımı alınarak süreç başlatılmalıdır. Açılacak davalarda içerik çok önemlidir. Somut durum yasa maddeleri ile, yargı kararları ile ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin içtihat ve kararları ile desteklenmelidir. Özellikle AİHM’e doğrudan başvuracaklar için kabul edilebilirlik kriterleri ve usulü işlemler titizlikle yapılmalıdır. Bu noktada da bir avukat yardımı alınması sürecin daha sağlıklı işlemesi ve hak kaybının olmaması yönünden etkili olacaktır.

Av. Ahmet Tuğfan AYDERE